Pınar Gürbüz

Pınar Gürbüz

Drama - Oyun Eğitmeni
Ben doğdum ve değişti dünya. Her birimiz doğarız ve dünyaya ufak dokunuşlar yaparız. Bu, evrenin parçası olmanın, birbirimizi var etmenin sağladığı değişimdir… Parçalarımızın dokunuşlarıyla birbirimizi iyi olana doğru dönüştürmenin müthiş hazzını yaşarız. Yaşadığımız bu dönüşüm içerisinde, şu an için, benim dünyayı algılama biçimim bu şekilde denilebilir. 1994 yılında İstanbul’da doğdum. Üç kız kardeşin en küçüğüyüm. Çocukluğum, yaşadığım çevredeki çocuklarla sokakta oynamakla ve anneannemin bahçesindeki erik ağacına o çocuklarla beraber tırmanıp o erikleri bir güzel yemekle geçti diyebilirim. Aramızda kalsın, diğer bahçelerdeki ağaçlara da tırmanıyorduk.

Liseyi evimize yakın bir okulda tamamladım. Okulda müzik grubuna katıldım ve bana çok şey kattığını düşündüğüm keyifli zamanlar geçirdim. Üniversite yıllarım ise Bursa’da geçti. Orada, Uludağ Üniversitesi’nde, Sosyoloji bölümününden mezun oldum. Aynı üniversitede Pedagojik Formasyon eğitimimi tamamladım. Üniversite döneminde TOG ve TEGV gibi vakıfların sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Mezuniyetim sonrası Çağdaş Drama Derneği’nden Yaratıcı Drama Eğitimi aldım. Bu süreçte birçok tiyatro atölyesinde yer aldım. Sonrasında çeşitli kuruluşlarda okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencileri ile yaratıcı drama çalışmaları yaptım. Onlarla eğlendim, onlarla güldüm ve öğrendim. Sanırım önemli olan bu, her şeyin muazzam bir karşıtlık ve birliktelik içinde olması, o harmoniyi en iyi şekilde kullanmak ve aktarmak… Ben, çocuklarla buluştuğumda genellikle bunu deneyimliyorum. Onların deneyimlerine ve hayal dünyalarına ortak olmaya çalışıyorum… Kısacası; çocuklara, sanata ve evrene dair her şey beni heyecanlandırıyor. Bizler bu doğanın ve evrenin bir parçasıyız. Çocuklar ise tüm bunlara en saf halleri ile sahip. Onlardan bir şeyler almak, onları dinlemek ve bizlere sundukları iç dünyalarının izini sürmemiz gerektiğine inanıyorum… Her birimiz yoldayız; biz yetişkinler ve kolaylaştırıcılar sadece dokunduğumuz çocuklardan biraz daha evvel başladık yola. Bu yüzden Huizinga’nın dediğine inanıyorum. Huizinga, ‘’Homo Ludens,’’ der, yani, ‘’Oynayan insan.’’ Oynamak için çocuk olmamız gerekmiyor. Bunu biliyor ve hayatımızdaki önemini her geçen gün daha çok kavrıyorum. Çünkü ancak oyunla, oyunsallıkla ulaşabiliriz onlara. Ölene kadar çocuk kalmanın veya kalabilmenin, o saflığı ve mutluluğu tüm dünyaya yaymanın en kolay yolunun çocuklardan geçtiğini biliyorum.